Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mübarek Geceler

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.20872.2174
Euro2.75162.7626
ÖRNEK BİR VAAZ PLANI VE VAAZ DUASI
VAAZ HAZIRLAMA VE SUNMA TEKNİKLERİ
VAAZ KÜTÜPHANESİ

Cuma Vaazı

Caminin Önemi Ve Cemaat Adabı Sunum Vaazı "CUMA SUNUM VAAZLAR" Bölümünün "İbadetle İlgili Sunum Vaazlar" Kategorisine Eklenmiştir.

http://www.sunumvaaz.com/?pnum=33&pt=%C4%B0BADETLE%20%C4%B0LG%C4%B0L%C4%B0%20SUNUM%20VAAZLAR

CAMİ VE CEMAAT ADABI

(Camilerde Kurallara Aykırı Uygulama ve Davranışlar)

-, وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلاَ تَدْعُوا مَعَ اللهِ اَحَدًا

“Şüphesiz mescitler, Allah’ındır, onun için Allah’ın yanında başka birine dua ve ibadet etmeyin.” (Cin, 18)

Ayette iki hususa dikkat çekilmektedir. Biri, “mescitlerin Allah’a ait olması” diğeri ise “Allah’tan başka hiç kimseye kulluk edilmemesidir.”

I. Mescitler Allah’a Aittir

Ayette geçen الْمَسَاجِدَ “mesâcid” kelimesi “mescid” veya “mesced” kelimesinin çoğuludur. “S-c-d” kökünden türeyen “mescid” ibadet edilen mekân demektir, kural dışı olarak “esire” olmuştur. “Mesced” kelimesi ise “secde” veya “secde etme yeri” veya “secde uzvu” anlamında bir isimdir. Kelime her üç anlamı ile kulluğun zirvesini dile getirmekte, secdenin, secde mekânlarının ve secde uzuvlarının Allah’a ait olduğunu ifade etmektedir.

- “Mescitler” الْمَسَاجِدَ kelimesini “secdeler” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır” cümlesi secdeler sadece Allah’a aittir, sadece O’na yapılır anlamına gelir. Allah’tan başka her hangi bir varlığa secde etmek şirk yani Allah’a ortak koşmaktır. İnsanın yaratılış gayesi olan “kulluk” görevinin zirvesi “namaz”, namazın zirvesi de “secde”dir.

“Mescitler” الْمَسَاجِدَ kelimesini “secde edilen yerler” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır” cümlesi; yeryüzünü Allah yaratmıştır, dolayısıyla hem ibadet için yapılmış özel mekânlarda/camilerde hem de yeryüzünün tamamında Allah’tan başkasına secde etmeyin, kullukta bulunmayın demek olur. Peygamberimiz,

قالَ رَسولُ اللّهِ: جُعِلَتْ لى ا‘رْضُ مَسْجِداً وَطهُوراً، فَأيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِى أدْرَكَتْهُ الصََّةُ صَلّى

“Küre-i arz bana bir mescid ve temiz kılındı. Ümmetimden her kim bir namaz vaktine ulaştımı nerede olursa namazını kılsın.".” (Müslim, Mesacid, 1); “Yeryüzü benim için temiz ve mescit kılındı. Bu itibarla bir insan nerede namaz vakti olursa orada namazı kılar.” (Müslim, Mesacid, 3) buyurmuştur. Mescitlerin Allah’a ait olduğunun bildirilmesi sadece Allah’a ibadet edilmesi gerektiğini ve bu mekânların değerini ifade eder.

“Mescitler” kelimesini “secde uzuvları” anlamına aldığımız zaman “mescitler Allah’ındır” cümlesi; secde uzuvlarını Allah yaratmıştır, bu uzuvlar, Allah’ın rızasına uygun kullanılmalı, secde uzuvları ile sadece Allah’a secde edilmelidir anlamına gelir. Secde uzuvları “Yedi uzuv üzerine secde ile emrolundum.” (Müslim, Salât, 230) hadisinde açıklandığı üzere alın-burun, iki el, iki diz ve iki ayaktır. Secdede yere temas eden uzuvlar bunlardır. Allah’ın verdiği bu organlarla O’ndan başkasına secde edilmemesi emredilmiş olmaktadır. (bk. Yazır, IX, 5408)           

Ayet bize namaz ibadetini, özellikle namazın zirvesi olan secdeyi, secde yapılan mekânların ve Allah’a kulluğun önemini ve kulluğun Allah için yapılması gerektiğini ifade etmektedir.

Mescitler/camiler; Müslümanın hayatında vazgeçilmez mekânlardır, okunan hutbe ve yapılan vaazlarıyla bir mekteptir, kılınan namazları ve yapılan dualarıyla bir mabettir. Müslüman, bayram ve cuma namazlarını zorunlu olarak, günlük namazlarını ise mümkün olduğu kadar camilerde kılar. Çünkü namazları camilerde cemaatle kılmak, imanın alâmeti, İslâm’ın şiarıdır.

قالَ رَسُولُ اللّهِ: صََةُ الرَّجُلِ في جَمَاعَةٍ تُضَعَّفُ عَلى صََتِهِ في بَيْتِهِ وَسُوقِهِ خَمْساً وَعِشْرِينَ ضِعْفاً، وذَلِكَ أنَّهُ إذَا تَوَضّأَ فَأحْسَنَ الوَضُوءَ، ثُمَّ خَرَجَ إلى المَسْجِدِ َ تُخْرِجُهُ إَّ الصََّةُ لَمْ يَخْطُ خُطْوَةً إَّ رُفِعَتْ لَهُ بِهَا دَرَجَةٌ، وَحُطَّتْ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ، فإذَا صَلَّى لَمْ تَزَلِ المََئِكَةُ تُصَلِّى عَلَيْهِ مَا دَامَ في مُصََّهُ: اللَّهُمَّ صَلِّ، اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ. وََ يَزَالُ أحَدُكُمْ. في صََةٍ مَا انْتَظَرَ الصََّةَ

“Kişinin cemaat ile kıldığı namazı evinde veya çarşıda kıldığı namazdan 25 derece daha faziletlidir. Bu fazilet şu şekilde gerçekleşir: Biriniz güzelce abdest alır, sırf namaz kılmak için camiye gelirse camiye varıncaya kadar attığı her adım için bir sevap verilir ve bir günahı silinir. Camiye girdiği zaman namaz için beklediği sürece namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Melekler bu kimseye dua edeler. Kimseye eziyet etmediği ve abdestli olduğu sürece; ‘Allah’ım! Bu kulunu bağışla, ona merhamet et ve tövbesini kabul et’ derler.” (Ebû Dâvûd, Salât, 49, I, 378; Müslim, Mesâcid, 282, I, 462)

Cemaat olmak, insan kalabalığı değil bir bilinç ve irade eylemidir, Peygamberimizin belirlediği kurallara uymayı ve belirli bir disiplini gerektirir. Ülkemiz camilerinde saf düzeni, temizlik, ezanı dinleme, vaaz ve namazların kılınması ile ilgili bazı hatalar işlenmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle dile getirebiliriz:

1. Saf düzeni: Peygamberimiz (s.a.s.), saf düzenini en önde erkekler, onun arkasına ergenlik çağına gelmeyen erkek çocukları, onların arkasına da kadınlar olacak şekilde düzenlemiştir. (Müslim, Salât, 132) İmama uyacak kişi sadece bir erkek ise imamın sağına durur. Soluna ve arkasına durmak sünnete aykırı olduğu için mekruhtur. İmama uyanlar birden çok iseler imamın arkasına dururlar. Ön saf dolunca ikinci saf oluşturulur. Ön safta yer varken ikinci safa durulmaz. Ön safta namaz kılmanın sevabını peygamberimiz şöyle açıklamıştır:
لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا في النّدَاءِ وَالصَّفَّ ا‘وَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إَّ أنْ يَسْتهِمُوا عَلَيْهِ سْتَهَمُوا

“İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta yer almanın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kur’a çekmekten başka yol bulamazlardı.” (Müslim, Salât, 129; Buhârî, Ezan, 9, 32)

Caminin önlerinde yer varken arka taraflarda saf tutmak mekruhtur. Bir çok camilerde imamın arkasında bir iki saf tutuluyor, müezzin ve birkaç kişi de müezzin mahfilinde saf tutuyor. Bu, kesinlikle sünnete ve cami adabına aykırıdır. Saflar sağ omuz ve ayak hizasına göre ayarlanmalı ve düzgün tutulmalıdır. (Ebû Dâvûd, Salât, 94) Peygamberimiz (s.a.s.);

قالَ رَسولُ اللّهِ: سُوُّوا صُفُوفَكُمْ، فإنَّ تَسْوِيَةَ الصَّفِّ مِنْ تََمَامِ الصََّةِ

“Saflarınızı düzgün tutunuz, çünkü safların düzgün olması namazın kemalindendir.” (Ebû Dâvud, Salât, 94) sözleriyle saf düzeni konusunda cemaati uyarmıştır. Bu itibarla Müslüman, camiye sağ ayağı ile besmele ve dua ile girer, caminin arka taraflarına değil boşsa ön safa, ön saf dolu ise boş olan safa oturur, ön safa geçmek için insanların üzerinden atlamaz, camide özel bir yer edinmez. (İbn Mâce, Salât, 200)

2. Vaaz ve ezan: Camilerde vaaz, camilerin eğitim ve öğretim mekânı olmasını sağlayan çok önemli bir faaliyet ve peygamberimizin sünnetidir. Ezan ise imana, tevhide, namaza ve manevî kurtuluşa çağrıdır, sünnet-i hüda ve İslâm’ın şiarıdır. Dolayısıyla vaaza da ezana da saygı gösterilmesi ve her ikisini sükûnetle dinlemek gerekir.

Ezana saygı; ezanın meşru oluşunu, içerdiği anlamı ve dindeki yeri ve önemini kabul etmek, okunan ezana katılmak ve çağrıya icabet etmekle gerçekleşir. Ezana katılmak yani müezzinin okuduğu ezan cümlelerini aynen tekrar etmek peygamberimizin emridir:

إذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ فَقُولُوا مِثْلَ مَا يَقُولُ المُؤَذِّنُ

“Ezanı duyduğunuz zaman siz de müezzinin dediğini söyleyiniz.” (Müslim, Salât, 10) Hadiste geçen “söyleyin” emrini yerine getirmenin farz veya sünnet oluşu konusunda müçtehitler ihtilâf etmişlerdir. Hanefî bilginler ile bir grup Malikî bilgine göre emir, vücup içindir, yani farzdır. Şafiî ve Hanbelî fakihleri ile bir grup Malikî fakihe göre emir nedp içindir yani sünnettir. Emrin hükmü, ister farz olsun ister sünnet olsun, ezanı duyan her Müslüman namaz kılma gibi bir mazereti yoksa müezzine katılır ve ezanın bitiminde ezan duasını okur. Dolayısıyla ezan okunurken Kur’an okunmaz, vaaz edilmez, selâm verilip alınmaz, konuşulmaz, müzik çalınmaz. Özellikle camilerde vaizlerin; cemaatin ezana katılmalarına fırsat vermek ve kendileri de ezana katılarak örnek olmak için ezan başlamadan vaaza son vermeleri, ezan okunurken vaaz etmemeleri, imam-hatiplerin de aynı şekilde okudukları Kur’an’a ezan başlamadan önce son vermeleri gerekir. Bu, ezana saygının, peygamberin sünnetine uymanın gereğidir. Bu hassasiyeti göstermemek, ezana saygıyı ihlâl eder. Bütün Müslümanların özellikle cami görevlilerinin ezana saygı gösterilmesini sağlamak için gereken titizliği göstermeleri gerekir. Bunun için müezzinlerin ezanı çok güzel bir eda ile okumaları, ses cihazının ayarını çok iyi yapmaları; vaizlerin de vaazı ezan başlamadan sonlandırıp cemaatin ezana katılmalarına fırsat vermeleri gerekir. Ezan okunurken vaaz yapılması hiç uygun olmamaktadır.

3. Namazın kılınışı: Camilerde namazın kılınışı ile ilgili bazı hatalar yapılmaktadır. Bunlardan bir kısmı şunlardır:

a) Tadil-i erkân

Tadil-i erkân, namazın her bir rüknünü yerli yerinde ve peygamberimizin öğrettiği şekilde yapmaktır. Tadil-i erkân şu şekilde yerine getirilir:

- Ayakta dimdik durmak, sağa ve sola meyletmemek,

- Rükûda sırt ve baş düz bir satıh oluşturacak şekilde eğilip en az üç defa sübhâne Rabbiye’l-azîm diyecek kadar beklemek ,

- Rükûdan doğrulup, secdeye varmadan önce sübhâne Rabbiye’l-azîm diyecek kadar kıyam vaziyetinde kalmak (kavme),

- Secdede en az üç defa sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar kalmak,

- İki secde arasında sübhâne Rabbiye’l-a’lâ diyecek kadar beklemek (celse).

Tadil-i erkân, Hanefî mezhebinden Ebu Yusuf’a ve diğer üç mezhebe göre farz; Ebu Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre ise vaciptir. Bazı cemaat, özellikle kavme ve celseyi yerine getirmeden namaz kılmakta, dolayısıyla tadil-i erkâna uymamaktadır. Mazeretsiz tadil-i erkâna uyulmaması halinde namazın iadesi gerekir. Peygamberimiz tadil-i erkâna uymadan namaz kılan bir sahabîye namazı yeniden kıldırmıştır. (Müslim, Salât, 45) Bu itibarla namazın rükünlerine ve özellikle tadil-i erkâna özen gösterilmesi, görevlilerin cemaati bu konuda uyarması gerekir.

b) Kıyamda iki ayak arasındaki mesafe

Bazı cemaat kıyamda iken iki ayak arasındaki mesafeyi çok geniş tutmaktadır. Hâlbuki kıyamda iken ayakların arasını Hanefilere göre “dört parmak”, Şafiîlere göre “bir karış” kadar açık bulundurmak sünnettir. Bu sünnete riayet edilmelidir.

c) Secdede ayakların konumu

Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da secdede ayak parmaklarının kıbleye çevrilmesidir. Bazı cemaat secde halinde iken, ayak parmaklarının üst kısmını yere koymaktadır. Hâlbuki peygamberimiz secdede iken ayak parmaklarının kıbleye çevrilmesini emretmiş أنْ تَنْصِبَ الْقَدَمَ الْيُمْنى، وَاسْتِقْبَالَهُ بِأصَابِعِهَا الْقِبْلَةَ وَالجُلُوسَ عَلى الْيُسْرى

("... (Namazın sünneti) sağ ayağını dikmen, parmaklarını kıbleye yöneltmen ve sol (ayak ) üzerine de oturmandır." ) (Müslim, Salât, 229) ve أنّ النّبىَّ  قالَ: أمِرْتُ أنْ أسَجُدَ عَلى سَبْعَةِ أعْظُمِ “Yedi kemik (uzuv) üzerine secde etmekle emrolundum. (Bunlar); alın (eli ile burnuna işaret etti), eller, dizler ve ayak uçlarıdır.” buyurmuştur. (Müslim, Salât, 230) Dolayısıyla secdede eller, dizler ve ayak parmakları kıbleye yönelmeli, özellikle iki ayağın parmakları kıbleye çevrik ve yerle temas hâlinde tutulmalı ve yerden kaldırılmamalıdır. Bu uygulama secdenin geçerli olmasının şartıdır. Ayağın üstünün secde için yere konulması yeterli olmaz, çünkü ayağın ve parmakların üst kısmı secde organı değildir. (Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, s. 226; İslâm Mecmuası Yayınları, İstanbul, 1986; İlmihal, I, 247, TDV Yayınları, Ankara, 2004)

d) Oturuşlarda ayakların konumu

Bazı cemaat oturuşlarda sağ ayağın parmaklarını kıbleye çevirip dikmemektedir. Hâlbuki erkeklerin sol ayaklarını yere yayıp üzerine oturmaları ve sağ ayak parmaklarını kıbleye gelecek şekilde dikmeleri sünnettir. Bu sünnete riayet edilmelidir.

e) Kıraat

Bazı cemaat, kıraati yanındaki duyacak kadar sesli okumaktadır. Hâlbuki tek başına namaz kılarken öğle ve ikindi namazları ile gündüz kılınan nafile namazlarda gizli/sessiz okumak vaciptir. Vacip bilerek terk edilirse namazın iadesi, hata ile terk edilse “sehiv/yanılma secdesi” gerekir. Gizli okumanın ölçüsü, sadece kişinin kendisinin duyabileceği kadar kısık bir sesle okumaktır. Sabah, akşam ve yatsı namazları ile gece kılacağı nafile namazlarda kişi serbesttir; isterse sesli, isterse kendi duyacağı bir sesle okuyabilir. Ancak camide bu uygun değildir, çünkü yanındaki namaz kılanı rahatsız eder, namazda kıraatini zorlaştırır.

f) Hasta ve engellilerin namazı

Son zamanlarda camilerde tabure ve sandalyeler çoğalmaya başladı. Bir Müslüman bir hastalığı veya bir engeli sebebiyle namazını ayakta kılamıyorsa oturduğu yerden kılar, oturduğu yerden de kılamıyorsa yatarak ima ile kılar. Ayaklarını kıbleye uzatarak veya istediği bir şekilde oturup namazını kılabiliyorsa tabure veya sandalyede namaz kılamaz. Engeli ve özrü nedeniyle hiçbir şekilde oturması mümkün değilse o zaman sandalyede kılınabilir. (bk. Buhârî, Taksir, 19; Ebû Dâvûd, Salât, 179)

4. Temizlik

Camiye giderken temiz giysiler giymek, sarımsak, ter, çorap, sigara ve benzeri kötü kokulardan temizlenmiş olmak cami adabının gereğidir. A’râf suresinin camiye temiz ve güzel elbise ile gidilmesini emreden 31. ayeti يَابَنِى اَدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ   ile sarımsak-soğan gibi kokulu bir şey yiyen kimsenin camiye gelmemesi ile ilgili hadisler (Müslim, Mesâcid, 72) bu adabın gereğini ifade etmektedir. Peygamberimiz camilerin temiz tutulmasını ve bakılmasını emretmiştir. (Tirmizî, Cuma, 65; Ahmed, VI, 279) Yeryüzünün cennet bahçeleri olan camilerin (Tirmizî, Deavât, 82) içi, dışı ve çevresinin temizliği, bakımı, düzeni, bahçesinin çiçeklendirilip ağaçlandırılması, şadırvanı ve tuvaletlerinin bakım ve temizliği kadar camiye gelenlerin; giysilerinin ve çoraplarının temiz olması ve pis koku bulunmaması da önemlidir. Özellikle çorap temizliğine azamı dikkat etmek gerekir. Kirli çoraplar halıları kirlettiği ve kötü koku oluşmasına sebep olduğu gibi bu yüzden bir kısım cemaatin camiden uzaklaşmasına da sebep olmaktadır. Çünkü halılar görünüşte temiz olsa da hijyen sağlanamamakta, halılara çorap-ayak kokusu sinmektedir. Bazı cemaat camiye yalın ayak gelmektedir. Bu da doğru değildir. Çıplak ve özellikle ıslak ayaklar varsa halılara mantar mikrobunun bulaşmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple camiye mutlaka temiz çoraplarla gelinmelidir. Ter kokusu ve sigara kokusu ile camiye gelinmesi de doğru değildir. Çünkü ter ve sigara kokusu camide insanları rahatsız etmektedir.

5. Levhalar

Bazı camilerin iç duvarlarına pek çok levha takılmış, camiler âdeta bir sergi salonu haline getirilmiştir. Bu doğru değildir, camilerin sade olması esastır, sadece Allah, Muhammed ve cihar-ı yâri güzinin isimleri yazılı levhalar takılabilir, aşırılıktan kaçınmak gerekir. Camilerin kıble duvarlarına saat takılması, çalar saat bulunması da namazın huşuunu ihlâl etmektedir. Onun için camilerde çalar saat bulundurulmamalı, pilli veya kurmalı saatler yan duvarlara takılmalıdır.

6. Cep telefonları

Cep telefonları camilere teknolojinin getirdiği bir sıkıntıdır. Telefonunu açık tutan bir kısım cemaatin telefonu çalmakta, namaz kılanları rahatsız etmekte ve namazın huşuunu ihlâl etmektedir. Telefonları kapatmasak bile mutlaka sessizse almalı ve bunu bir görev bilmeliyiz. Unutulur da telefon çalarsa “amel-i kesir” olmayacak şekilde bir tek eylemle telefon kapatılabilir. Bu şekildeki bir hareket mekruh olur ancak namazı bozmaz, “amel-i kesir” olursa namaz bozulur.

7. Çocuklar

Bazı cemaat camiye gelen çocukları azarlamaktadır. Bu kesinlikle doğru bir davranış değildir. Azarlamak bir yana çocukları sevmek, takdir ve teşvik etmek gerekir. Çocuklar camilere gelmeli ve cemaate alışmalı ki ileride camiler cemaatsiz kalmasın.

II. Allah’tan Başka Kimseye Kulluk Edilmemelidir

Mekkeli müşrikler, hem Allah’a hem de elleriyle yaptıkları ve ilah dedikleri putlara; Yahudi ve Hristiyan ise Üzeyir ve İsa Peygamberi ilâh kabul edip Allah ile birlikte bunlara da kulluk ediyorlardı. Yüce Allah, bu ayetle Müslümanları uyardı ve sadece Allah’a kulluk etmelerini, hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamalarını emretti. Ayetteki “lâ ted’û” dua etmeyin, yalvarmayın, yardım istemeyin, ibadet etmeyin, kullukta bulunmayın demektir.

Sonuç olarak; “Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O halde, Allah’ın yanında hiç kimseye kulluk etmeyin” anlamındaki ayet; secdelerin ve her türlü ibadetin Allah için yapılması, secde mekânlarının ve secde uzuvlarının Allah’ın emri istikametinde kullanılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu itibarla namazı, namazın zirvesi olan secdeyi ve diğer ibadetleri Allah için ve peygamberin öğrettiği şekilde yerine getirmek, ibadet mekânlarında Peygamberin belirlediği kurallara uymak dinî bir görevdir.

 

Doç. Dr. İsmail Karagöz
Diyanet İşleri Başkanlığı İç Denetçisi

Not: Bu yazı, Diyanet Aylık Dergi  Ekim 2008 sayısında alınmış olup ayet ve hadis ilaveleri yapılıp vaaz haline getirilmiştir

                                                                                                                            Kadir HATİPOĞLU

                                                                      www.islamdahayat.com



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   13769 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam82
Toplam Ziyaret313247
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 12° 8°
Saat
Vaaza Başlama Duası

Mevlid Kandili Dua Örneği

Dua

VAAZ KILAVUZU

KURBAN DUASI
KURBAN REHBERİ